Progresif/Thrash/Groove/Doom/Power Metal (?)
Başlıktan da anlaşılacağı üzere türler ile sınırlaması imkansız olan bir grup Nevermore. Bu albüm ve öncesinde yaptıkları işler doom/progressive/thrash ağırlıklıydı (bak özetleyemiyorum üç tane tür yazıyorum), fakat bu albüm ve sonrası için uygun olan progressive/Groove olacak galiba. Gerçi yine milyon tane tür var içinde ama neyse.
Dead Heart in a Dead World, bence klasik sayılabilecek bir albüm. Gitarlarından vokaline, davullarından… bir dakika?! Bas gitar! Yok!? Resmen yok abi. Albümün ve Nevermore’un belki de tek eksiği bas gitarın hiç duyulmaması. Jim Sheppard zaten Jeff ve Wan’ın yeteneklerini karşılayacak kadar bile çalamıyor ki öne çıksın. Neyse ya olsun o kadar, zaten albüm o kadar dolu ki bas gitarın eksikliğini bile hissetmiyorsunuz. Her dakikasında ya gözyaşlarına boğuluyor ya da kafanız kopana kadar kafanızı sallıyorsunuz.
Benim Nevermore ile tanışma – kaynaşamama albümümdür Dead Heart in a Dead World. İlk dinlediğim prog. Metal albümü olduğundan “ ya iyi güzel çalıyosunuz da o vokal ne öyle şimdi müziğe ağır kalıyo?” demiştim. Hatta var ya, o zamanlar Warrel’in tempo uyumuna değil ses rengine bile laf etmiştim “ne biçim ses, Dave Mustaine daha iyi söyler” gibisinden. O zamanlar dinlediğim en kötü iki vokalden biri Warrel’di fakat şu an en sevdiğim vokal de o. Ne gariptir ki gün geçtikçe daha da çok seviyorum bu adamın sesini.
Her neyse işte ben Narcosynthesis’i dinleyince bayağı şaşkınlık geçirdim çünkü gitarlar hem çok sert, hem keskin riffler çalıyordu. O sıralar Pantera ile de yeni yeni tanışıyorum, hoşuma gitti o yüzden. Fakat Warrel şarkıya girdiği gibi nefret etmiştim hatta “bu mu şimdi çok müthiş gitaristin grubu?” diye söylenmiştim. Halt etmişim aslında ehe. Neyse işte böyle böyle ben NEVERMORE SEVDİM sonra. Diğer tüm Nevermore albümlerini 953 kere de dinlesem bu albümün yeri çok ayrıdır çünkü hem dinlediğim ilk prog. Metal albümü hem de ilk Nevermore albümü.
Albümün müzikal olayına gelirsek, Jeff Loomis’in kendi ve Nevermore müziği açısından radikal bir değişiklik olarak 6 telli gitarını bırakıp 7 telli kendi signature gitarı olan bir Schecter edinmiş kayıtta da o gitarı kullanmış. Çok iyi olmuş çok da güzel olmuş. Nevermore’un en belirgin özelliklerinden olan “sert ve hareketli müziğe ağır ve güçlü vokal” özelliğini daha belirgin kılmış. Ayrıca albümdeki tek gitarist olduğundan ve tüm albümü kendisi yazdığından Jeff’in önü bayağı açık olmuş ama bu Dream Theater vs. gibi “enstrümanlarımızdan saçma sapan zor çalınacak sesler çıkartalım, en iyi biz çalıyoruz” tarzı bir şey değil. Zaten albümdeki doom metal etkilenimli şarkılardan anlaşılıyor ki Warrel’in sesi de çok ön planda ve olması gereken de bu zaten.
Ha şimdi prog. Metal deyince aklınıza klavye soloları, 16 dakika süren gitar soloları veya ne bileyim duygusuz duygusuz garip şarkılar aklınıza gelmesin. Nevermore’un güçü 7 telli gitarlar, Groove davullar ve varyasyonlu operamsı vokallerden alıyor. Bunun yanında bazı şarkılar çok mutlu olduğunuz halde içinizi burkarken, bazı şarkılar ise tam tersi kafa sallatma isteği uyandırabiliyor. Albümdeki riffler o kadar kaliteli ki, Jeff sadece basit ritmler üzerine “cululu cululu” sololar atan bir gitarist olmadığını, aksine hiçbir grupta duyamayacağınız kadar özgün ve müthiş riffler yazmış. Bu güzel ve yaratıcı riffler solo arkası riffler ile güçlendirilince ortaya kusursuz bir gitar soundu çıkıyor. Solo gitarda ise “James Murphy, Jason Becker ve Chuck Schuldiner” arası bir sound diyeyim seveneleri anlarlar.
Warrel’den bahsedeyim biraz, ses aralığı 5-6 oktav arasında olan ve şarkılara gerçekten “hakim” olabilen bir vokali var Warrel’in. Narcosynthesis en güzel örneğidir sanırım. Tiz çığlıklarına ise bu albümde We Disintegrate örnek verilebilir. Başta alışamayabilirsiniz fakat sonradan alıştıkça sevdirtiyor kendini, hatta hastası oldum ben. Çok aşırı özgün bir ses olsa da “en çok kime benziyor?” derseniz tarz olarak Tim Aymar’a benziyor bence. Onun sesinden daha iyi ama neyse şimdi karıştırmayalım ortalığı.
Bunun dışında albüm kapağından cover olan şarkısına kadar mükemmel bir albüm, 1 yıl arayla böylesine müthiş bir albüm çıkarmak (üstelik önceki albümün Dreaming Neon Black gibi bir albüm olması) bile alkışı hak ediyor.
Kısaca gidin, dinleyin yani. Her ne kadar 21 Nisan 2011 saat 21.30’dan beri dağılmış gibi olsalar da bence bu dinlemeniz için engel değil.
10/10